Yukarı Çık
Haber: Fatih Özer Fitoterapi - Bitkilerle Tedavi
26 Ocak 2016 Salı 17:55:33
1600 kez okundu.
Fitoterapi kelimesi eski Yunancada "Phyton Therapion" 'dan türemiştir. Fitoterapi "Bitkilerle Tedavi" anlamına gelmektedir. Terim ilk olarak 1939 yılında Fransız hekim HENRI LECLERC (1870-1955) tarafından "La Presse Medicale" adlı dergide kullanılmıştır. Tedavide kullanılan yaprak, çiçek, tohum, kök, kabuk vs. bitki organlarına "Bitkisel Drog" denir. Bilimsel bitki adları Latince olarak kullanılır. Bu droglar için de geçerlidir.

Fitoterapi kelimesi eski Yunancada "Phyton Therapion" 'dan türemiştir.

Fitoterapi "Bitkilerle Tedavi" anlamına gelmektedir. Terim ilk olarak 1939 yılında Fransız hekim HENRI LECLERC (1870-1955) tarafından "La Presse Medicale" adlı dergide kullanılmıştır.

Tedavide kullanılan yaprak, çiçek, tohum, kök, kabuk vs. bitki organlarına "Bitkisel Drog" denir. Bilimsel bitki adları Latince olarak kullanılır. Bu droglar için de geçerlidir.

Bu arada bitkisel ilaçların %74'ü folklorik tıp araştırmaları ile ortaya çıkmıştır. Örneğin Madagaskar'da halk arasında şeker hastalığına karşı kullanılan Catharanthus Roseus (Pervane Çiçeği - Rozet Çiçeği "İngilizce Adı : Madagascar Periwinkle") vinblastin içeriği ile bugün kanser kemoterapisinde kullanılır.

Bitkisel ilaçlar 4 gurba ayrılabilir.
- Bitkinin tümü, bir organı veya bunlardan hazırlanan tıbbi çaylar.
- Tentürler.
- Alkollü veya kuru ekstreler.
- Uçucu yağlar ve sabit yağlar.
Bitkisel ilaçların hazırlanması
- Bitkisel ilaçlar doğrudan elde edilebilirler.
- Bitkisel maddeler esas alınarak sentezle hazırlanırlar.
- Bitkisel maddelerden yarı sentezle hazırlanabilirler.
- Bitkisel maddelerin etki tarzı değiştirilecek şekilde sentez yapılarak klinik açıdan bir sentetik ilaç hazırlanabillir. (Not: İlk sentetik (Metilen Mavisi) tedavisi 1891 yılında insan sıtmasının Metilen Mavisi'yle tedavi edilebildiğini Paul Ehrlich (1854-1915) ile Guttman
bildirmiştir.)

FİTOTERAPİNİN (BİTKİLERLE TEDAVİ) TARİHİ

İlk insanların yiyecek olarak veya hastalıkların tedavisinde içgüdüleriyle hareket etmiş, ardından da kullanmış olmaları varsayılmaktadır. Bitkilerle tedavi konusunda deneme-yanılma yoluyla elde edilen bilgiler önce sözlü, yazının icadından sonra da hem sözlü hem de yazılı olarak, nesilden nesile aktarılarak günümüze ulaşmıştır.

Avcı - toplayıcı olarak göçebe yaşamı sürdüğü dönemde bitkileri beraberinde taşıyan veya gittiği yerlerde bunları arayan ya da benzerlerini kullanmayı deneyen insanoğlu, bir süre sonra bunları yetiştirmesini de öğrenmiş, böylece istediği zaman elinin altında bulmuş, bitkileri ve hayvanları evcilleştirmiş, sonuçta göçebelikten kurtularak yerleşik yaşama geçmiş, giderek büyüyen yerleşim yerleri kurmuş, uygarlıklar meydana getirmiştir.

Fiziksel veya ruhsal hastalıkların, tanrıların insanları cezalandırmak için yeryüzüne gönderdiği kötü ruhlarla meydana geldiğine, çok uzun bir süre inanıldı. Yabancı bir ruhun vücudu kontrol altına alması sonucu ortaya çıkan hastalıktan kurtulmanın yolu adak adamaktan, ruhları yatıştırmaktan ve hastalıkların nedeni olan ruhları bedenden uzaklaştırmaktan geçiyordu.

Modern tıbbın temelinin M.Ö. 3300 yıllarında Orta Asya'dan gelerek verimli topraklara sahip Güney Mezopatamya'ya yerleşen Sümerliler tarafından atılmış olduğu kabul edilir. Sümerlileri takiben Mısır, Yunan - Roma, İslam ve Avrupa uygarlıkları yoluyla da bugünkü tıp uygulamalarına erişilmiştir. Bu arada Çin ve Hint tıbbının modern tıbbın gelişmesine katkısını unutmamak gerekir.

Mezopatamya'da gerçekleştirilen buluşların en önemlisi, yazının icadıdır. Sözcüklerin kaydedilmesi demek olan yazı, yumuşak kil tabletleri üzerine kamışın sivriltilmiş ucuyla işaretlenir, ardından bu tabletler fırınlarda ğişirilerek dayanıklı hale getirilirdi. Yüzyıllarca süren deneyimlerin sonucunu yansıtan bilgiler yazının icadından sonra kaydedilmeye başlanmış ve kuşaktan kuşağa zenginleştirilerek aktarılmıştır. M.Ö. 3000 - 700 yıllarında Mezopatamya'da kullanılmış bitkilerle ilgili ilk yazılı bilgiler, Asur Kralı Assurbanipal'in (M.Ö. 668 - 627) kitaplığında, çivi yazısıyla yazılmış 800 kil tablette bulunur.

120 mineral maddeye karşılık 250 'Bitkisel Drog' adının geçtiği bu kil tabletlerdeki bilgiler eczacılığa ait en eski kayıtlardır.

Mezopatamya'ya göre daha fazla gelişen Mısır Medeniyeti ve tıbbı hakkındaki bilgileri, arkeolojik kazılardan çıkan çeşitli buluntulardan, büyük bir kısmı reçeteler içeren tıbbi papirüslerden öğrenebilmekteyiz. M.Ö. 1600 yıllarında yazılmış 'Edwin Smith Cerrahi Papirüsü', bilinen bütün tıbbi papirüsler arasında en bilimsel olanıdır. Bu papirüslerden elde ettiğimiz reçetelerde abnotu, askasya, anason, ardıç, centiyane, haşhaş, hurma, mersin, pelinotu, safran, sarısabır, soğan, sarımsak gibi bitkilerin adları geçmektedir.

Cilt kesiklerinde küflü ekmek, tuz ve paçavra kullanımı; sindirim gazlarına karşı anason, serinletici olarak kişniş ve kimyon, kabızlık tedavisinde bal ve Hint yağı, böcek sokma ve deri tahrişlerine karşı sarımsak, idrar söktürücü olarak ardıç kullanılması önerilmekteydi.
Mısır tıbbında kullanılmış bitkisel droglar, Dioskorides'in Materia Medica adlı eseriyle Roma, İslam ve Avrupa tıbbına aktarılmıştır.

M.Ö. 2500 - 1200 yıllarında Anadolu'da hüküm süren Hitit uygarlığının tedavi uygulamaları, Anadolu'daki yerli halkların yanısıra Mezopatamya ve Mısır uygarlıklarına dayanıyordu. Hitilerin tedavide kullandıkları bitkiler hakkındaki bilgilerimizi, başşehirleri Hattuşaş; bugünkü Boğazkale'deki (Çorum) 22 Boğazköy tabletine borçluyuz. Bu tabletlerdeki 'Haşşika' (Haşhaş), 'Termus' (Termis), 'Zertum' (Zeytin) gibi bitki adlarının halen Anadolu Türkçesinde benzer şekilde kullanılmakta oluşu ilginçtir.

Modern Tıbbın babası kabul edilen Hipokrat (M.Ö. 460 - 375) akla ve deneye yer veren bir tıp anlayışını ortaya koyarak hastalıkların doğaüstü güçlerle ilgili olmadığını ve vücut sıvılarının dengesizliğinden kaynaklandığını, fizyoloji, psikoloji ve anatominin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söylemiştir.

Hipokrat'tan sonra yaşamış Theophrastus (M.Ö. 371 - 286) dokuz ciltlik 'Peri Phyton Historias' (Bitkilerin Tarihi) adlı genel botanik konularını kapsayan eserinde, aralarında "Çavdar Mahmuzu, Afyon, Kİtre Zamkı, Eğrelti Otu" gibi, o dönemde kullanılan 480 bitkinin tanım ve kullanışlarına yer vermiştir. Eserde, özü balık zehiri olarak, Verbascum Sinuatum (Sığırkuyruğu) doğumu kolaylaştırıcı olarak, Origanum Dictamnus (Girit Kekiği) hayvan hastalıklarında, Ferula Tingitana (Ferula) böcek kaçırıcı olarak, Teucrium Polium (Yavşan Otu), Styrax Officinalis (TesbihAğacı), Inula Graveolens (İri Pire Otu) ve Inula Viscosa (Yapışkan Anduz Otu) türlerinin kullanıldığından bahsedilir.

İlginç gözlemleri arasında, kayalara tutunmuş ahtapotları yakalamak için, Inula Viscosa (Yapışkan Anduz Otu) 'ndan; Vicia Ervilia (Burçak) zararlı böcekler tarafından yenmemesi için Raphanus Sativus (Turp) ile birlikte yetiştirilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir. Ayrıca bal arıları tarafından ziyaret edilen bitkilerin adları da eserde yer almaktadır.

Antik çağda bölgede tedavi alanında kullanılan türler arasında, Ateş Dikeni (Pyracantha Coccinea), Duvar Fesleğeni (Parietaria Judaica), Sedef Otu (Ruta Graveolens), Köpek Boğan (Cionura Erecta), Ağaç Hatmi (Althaea Cannabina), Cüce Mürver (Sambucus Ebulus), Öksürük Otu (Tussilago Farfara), Deniz Üzümü (Ephedra Fragilis), Adaçayı (Salvia Fruticosa), Şahtere (Fumaria Officinalis), Deve Dikeni (Scolymus Hispanicus), Kara Akasma (Tamus Communis), Filisgin (Mentha Pulegium), Söğüt, Hurma, Nar tedavi alanında kullanılan bitkilerden bazılarıydı.

     

      Roma'da tedavide kullanılan bitki veya bitkilerden hazırlanan merhem, kök ve baharat satan çok sayıda dükkan yani bugünkü adıyla aktarların ilk örnekleri ortaya çıkmıştır. Roma hakimiyeti altındaki Anadolu topraklarında bitkilerin kullanılışı hakkında ilk bilgilerimizi, M.S. 77 yılında Grekçe yazıldığı tahmin edilen 'Pre Hyalis Iatrikes' (İlaçlar Bilgisi) adlı esere borçluyuzdur. Yazarı olan Pedanius Dioscorides Anadolu başta olmak üzere Doğu Akdeniz ülkelerini dolaşmış ve bu sırada halkın kullandığı bitkileri ve etkilerini öğrenmiştir.

      Yaklaşık 600 bitkinin morfolojik, farmakolojik ve zehirlilik yönünden ele alındığı ve aynı zamanda Anadolu'da kullanılan bitkilerle ilgili ilk kapsamlı eser sonradan tüm Avrupa'ya yayılacak olan herballerin prototipini                  oluşturacak olan eser, 16. YY'a değin, yani 1500 yıl kadar, tedavi alanında kalmış ve hekimler tarafından ana kaynak olarak kullanılmıştır.

       Doğuda Çin ve Hindistan'la temasta bulunan Araplar Kuzey Afrika'dan İspanya'ya geçerek, M.S. 500 - 1300 yıllarında Antik Yunan ve Roma Tıp eserlerini koruma altına alarak Arapçaya çevirmişlerdir. 200 yıl içinde Antik Yunan ve Hint Tıbbına ait bilimsel kitapların çevrilmiş olduğunu biliyoruz.

 

Avrupa İslam Tıbbını 12. Yüzyılın başlarından itibaren izlemeye başlamış, Arapça çeviriler sayesinde Aristo, Hipokrat, Galen gibi Antik Yunan, İbn-i Sina, Razi, Zehravi gibi Müslüman bilimadamlarını tanımış ve benimsemişlerdir.

Bu arada M.S. 13. Yüzyılda Marko Polo'nun Çin'e yolculuğu sonucu Avrupa; aralarında zencefil ve kınakınanın da bulunduğu birçok bitkiyle tanışmıştır. Gelişen ticaretle örneğin; Asya ülkelerinden Greklerin koku verici olarak ve sindirim rahatsızlıklarında kullandıkları, Küçük Hindistan Cevizi (Myristica Fragrans), Müshil etikili Ravent (Rheum Palmatum ve Rheum Officinale), Orta Amerika'dan cüzzam tedavisinde kullanılan Guaiacum Sanctum (Guayak Ağacı) Avrupa'ya getirilmiştir. Anavatanı Güneydoğu Asya olan Karanfil, M.Ö. 3. Yüzyılda Çin'e, M.S. 176'da Mısır'a ulaştırılmış ve M.S. 8. Yüzyılda Avrupa'da analjezik ve antiseptik özelliklerinden dolayı çok popüler olmuştu.

Tarihin en eski ve üzerinde en fazla çalışılmış problemlerinden biri ilaç kullanarak ağrıdan kurtulmaktır. Merkezi sinir sistemine etki eden ve ağrıyı dindirmekte kullanılan ilaçlar genel olarak analgesikler diye isimlendirilir. İnsanlar en eski medeniyet çağlarından beri ağrıyı dindirmek için bitkilerden elde ettikleri maddeleri kullanıyorlardı. En çok kullanılan doğal ağrı dindirici maddeler arasında Afyon'da yer alır. Afyon, Haşhaş (Papaver Somniferum) bitkisinin henüz olgunlaşmamış meyvelerinin bıçakla çizilmesiyle sızan ve güneşin tesiriyle kapsül üzerinde kuruyup sertleşen bir özsuyudur. Ham afyonda yaklaşık 23 çeşit alkaloid bulunmaktadır.

Alkaloidler genel olarak heterosiklik bir yapıya sahiptir ve fizyolojik tesir gösterir. Afyonun uyuşturucu tesiride içindeki alkaloidlerden ileri gelmektedir. Bunlara genel olarak afyon alkaloidleri denir. Alkaloidler ya elde edildiği bitkiye göre (afyon alkaloidleri, kınakına alkaloidleri, vb...) yada kimyasal yapılarına göre (Fenantren sınıfı alkaloidler, vb...) olarak adlandırılır.

Artan bitki ticareti sonucu bir çok yazar bunların özelliklerini anlatan eserler yazdı. 1498 yılında İtalya'da, 1546'da Almanya'da ve 1618'de İngiltere'de drogların yapısından, ilaçların hazırlanış yöntemlerinden bahseden ilk farmakopeler (İlaç yapmak için gerekli formül ve tariflerin yazılı olduğu kitap) yayımlandı. Arkasından Avrupa'da eczanelerden bağımsız drog satan dükkanlar ortaya çıktı. 1617'de Lonrda'da Eczacılar Birliği ve 1673 yılında bu birlikçe Avrupa'nın en eski bahçelerinden olan Tıbbi Bitkiler Bahçesi (Chelsa Physic Garden) kuruldu.

 

 

 

 

Osmanlı döneminde de tedavi alanında Hipokrat, Dioscorides, Galenos, İbn-i Sina ve İbn-i Baytar gibi ünlü hekimlerin eserlerinin Arapça veya Türkçe çevirilerinden yararlanılmıştır. Osmanlı Hekimler, 14. Yüzyıl sonlarından itibaren bu kaynaklardan yararlanarak Türkçe eserler meydana getirmişler ve daha önce de sözü edildiği gibi bu Türkçe eserlerde Anadolu halkının bitkisel droglar hakkındaki bilgilerinin ana kaynağını oluşturmuştur.

Bildiğimiz ilk Türkçe çeviri tıp eseri, 1347'de "Müfredat-ı İbn Baytar Tercümesi", İlk Türkçe eser ise 1389'da Geredeli İshak Bin Murad tarafından yazılan "Edviye-i Müfrede" 'dir. Edviye-i Müfrede, Osmanlı beyliğinin bilinen ilk tıp kitabıdır.

 

 

Türkiye'ye Avrupa düzeyinde tıp eğitimini getiren "Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane" 1839 yılında İstanbul'da açılmıştır. Mektebin tıp ve eczacı sınıflarını öğretim programlarının ilk yılında botanik dersi bulunuyordu. Okulun kurucusu olan Avusturya'lı Dr. Bernard (1808 - 1844), Türkiye'nin ilk Botanik Bahçesini kurmuştur.

Bernard'ın ölümünden sonra aynı okulda botanik dersi vermiş hocalar, 1865, 1874, 1912 ve 1932'de 4 adet botanik kitabı yazmışlardır.

Günümüzde bitkilerle tedavi konusunda 12 Eczacılık Fakültesi'nde eğitim verilir. Ülkemizde 5 yıllık eczacılık eğitiminde eczacı adayları Farmasötik Botanik (Eczacılığın temel bilim dallarından biridir. Bitkilerin insanlar üzerinde gösterdiği farmakolij etkileri inceler) ve Farmakognozi (Bitkiler içindeki maddeleri inceleyerek bunlardan organizmaya girdiğinde hastalıkları iyileştirici etkisini bulmaya çalışan bilim dalıdır) derslerinde, tedavi alanında kullanılan bitkileri, kullanılış şekillerini ve içerdikleri maddeleri öğrenirler.

İnsanlar tedavi amacıyla 19. Yüzyıl ortalarına kadar, genellikle bitkileri doğrudan kullandılar. Kimya biliminin gelişmesi sonucu aynı yüzyılın başından itibaren de, 'tedavi edici bitkisel maddeleri' (etken maddeler) bitkilerden elde edip kullanmaya başladılar. 19. Yüzyıl, etnobotanik, farmakolojik ve bitki kimyası çalışmalarının bir arada yürütüldüğü, bu şekilde eskiden beri kullanılan bitkilerin yanısıra bunlardan elde edilen etken maddelerin de doğrudan kullanılmaya başlandığı bir yüzyıl olmuş, yüzyılın sonlarına doğru da sentetik maddeler, bitkisel maddelerin yerini almaya başlamıştır.

19. Yüzyıl başlarından itibaren, kimyanın gelişimiyle, doğada bulunmayan ve tamamen sentezle elde edilen bu maddelerin tedavi edici etkisinin yanında;
- Önemli yan etkilerinin varlığı,
- Kulanılan sentetik ilaçlara direnç gelişimesi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO - World Health Organization) günümüzde, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki halkın yaklaşık %80'inin, bitki ağırlıklı 'Geleneksel' tıp (Folklorik tıp, halk tıbbı, resmi olmayan tıp, halk hekimliği, halk eczacılığı) bilgilerini kullandığını bildirmiştir.

Bugün gelişmiş ülkelerde özellikle son yıllarda 'alternatif' ve 'tamamlayıcı' tıbba yöneliş vardır. Artık insanlar stresten ve hava kirliliğinden korunmak, tedavide de bağışıklık sistemi ile uyumlu bitkisel ilaçları kullanmak istemektedirler. Diğer taraftan bitkisel tedavide kullanılan maddeler, doğada olan doğal maddelerdir ve insana yabancı değildir. Uygun olarak kullanıldıklarında, yan etkileri hemen hemen hiç yoktur. Özellikle uzun süreli tedavilerde veya yaş ortalamasının yükseldiği, diğer bir deyişle nüfusun giderek yaşlandığı
Avrupa'da, yan etkilerle karşılaşma olasılığı yüksektir. Kanada'da yapılan bir araştırmada yaşları 66 - 100 arası kişilerin %55'inin hastalıklarının tedavisinde bitkileri kullandığını ortaya koymuştur.

1989'da Avrupa Birliği'ne üye olan veya olmayan ülkelerin ulusal bitkilerle tedavi kuruluşları tarafından oluşturulan ESCOP - European Scientific Cooperative on Phytotheraphy (Fitoterapi Avrupa Bilimsel İşbirliği) 1998 yılına kadar, sayıları 60'a ulaşan bitkinin (Adi Ardıç, Alıç türleri, Altınbaşak, Anason, At Kestanesi, Bahçe Nanesi, Barut Ağacı, Biberiye, Boyotu, Centiyane, Çobanüzümü, Çuha Çiçeği, Duvar Sarmaşığı, Frenk Kimyonu, Frenk Üzümü, Gümüşdüğme, Hatmi, Hayıt, Huş Ağacı, Isırgan, Karahindiba, Kayışkıran, Keçi Sakalı, Kediotu, Keten, Kırlangıç Otu, Kırmızı Kantaron, Sarımsak, Sinirli Ot, Söğüt Türleri, Şerbetçi Otu, Tavşan Memesi Türleri, Tıbbi kokulu Yonca, Tıbbi Nergis, Tıbbi Papatya) monografını (Bilimsel alanlarda özel bir konu, sorun ya da kişi üzerine yazılmış, kendi başına bir bütün oluşturan kitaplara verilen isim) yayımlamıştır.

Fitoterapide uyulması gereken önemli kurallar vardır.

Tıbbi bitkiler genellikle sağlık sorunlarının giderilmesinde kullanılırlarsa da bazen bunlardan hiçbir sorunumuz yokken de 'kozmetik ürün' veya 'doğal gıda takviyesi' ya da 'besin takviyesi' olarak yararlanıldığını görürürüz. Aslında bütün bitkisel tedavi şekillerinde gaye, hastalığın tedavisinden ziyade sağlıklı bir yaşam sürmektir. Dengeli beslenme, uygun egzersiz ve olumlu düşüncelerin yanı sıra bu bitkilerin sağlıklı bir yaşam sürmemize katkı sağlayacağı kabul edilmektedir.

 

Bunu Sosyal Medyada Paylaş :

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.